ELON MUSK, DÜNYAYI DEĞİŞTİREN ADAM

MARS’TA ÖLMEK İSTERDİM AMA ÇARPARAK DEĞİL.

unnamed (10)

Elon Musk SpaceX uzay şirketinden Mars’a yolculuğa, Hyperloop sesten hızlı giden tramvaydan Tesla elektrikli otomobillere ve gündüz üretilen elektriği gece depolamaya izin veren Powerwall’a kadar birçok yenilikçi alanda varlık gösteren vizyoner bir iş adamı. Peki karizması nereden geliyor? Elbette sadece dış görünüşüne özen gösteriyor olmasından değil. İnsan uygarlığını değiştirecek olan teknolojileri günlük hayata sokan Elon Musk’ın asıl başarısı, dünyanın ilk ve yakın zamana kadar tek “altyapı girişimcisi” olması.

Altyapı girişimciliği ne demek?

Bugün altyapı olmadan girişimcilik olmaz. İster mobil startuplar olsun ister e-ticaret, bütün girişimciler üç tür altyapı kullanmak zorunda. Bunlar iletişim, ulaşım ve enerji altyapıları. Şirketler internet olmadan iletişim kuramaz, ulaşım olmadan iş seyahati yapmak ve yatırımcılarla buluşmak imkansızdır, elektrik olmadan da bilgisayarlar çalışmaz ve akıllı telefonlar şarj olmaz.

Yeryüzünde bu üç altyapı, devlete sırtını dayamış ve son yüz yılda bugünkü uygarlığı inşa etmiş olan dev şirketlerin elinde. Bu şirketlerin sahipleri Elon Musk gibi girişimcilerin yeşerdiği internet çağında klasik sermayenin modasının geçtiğini biliyor. Ancak, hissedarları ve paydaşlarının çıkarlarını korumak için gereken tedbirleri alıyorlar. Son derece nüfuzlu oldukları için de dünya ekonomisini kontrol etmekte büyük ölçüde başarılı oluyorlar.

Ancak klasik sermayenin bir dezavantajı1 var: Amacı insanlara hizmet etmek değil. Amacı para kazanmak ve bunu günlük bir örnekle açıklamak mümkün. Eskiden Kadıköy-Bostancı dolmuşlarının durakları vardı. 20 yıl önce bu duraklar kalktı. Şimdi dolmuşlar arabayı doldurana kadar yavaş gidiyor, trafik ışıklarının altında yatıyor ve bekleme yapıyor; çünkü amaçları yolcuların sabah metrobüse yetişip işe gitmesini sağlamak değil. Amaçları doldur-boşalt yapıp daha çok para kazanmak.

BAZI İNSANLAR DEĞİŞİKLİK SEVMEZ AMA ALTERNATİF FELAKETSE DEĞİŞİMİ BENİMSEMENİZ GEREKİR.

Devlete sırtını dayamak

Klasik sermaye bu nedenle kârını artırmak için çevre kirliliği ile küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğine yol açan, kısacası enerji israfına neden olan iş modelleri kullanıyor. Bu sebeple yeterli inovasyon da yapmıyor. Prensip olarak bakıldığında, klasik sermaye bir işten para kazandığı sürece 100 yıl öncesinin teknolojisiyle devam etmemesi için hiçbir sebep yok. Nasıl ki Kadıköy-Bostancı dolmuşlarının inovasyon yaparak elektrikli taşıt kullanmaya başlamasını beklemek pek gerçekçi değil, klasik sermayenin de rekabet yerine önce pazarı büyütmeye odaklanmasını ve hızla temiz enerji teknolojilerine geçmesini beklemek pek olası değil. Sonuç olarak inovasyon para, enerji ve zaman harcamayı gerektiriyor. Klasik sermaye maliyet optimizasyonu sebebiyle bunu ancak rakipleri ve devlet tarafından zorlanırsa yapıyor. O da eksik ve gönülsüz olarak.

Elon Musk’ın vizyonu

Elon Musk’ın bir değil, birden çok vizyonu var. Bunları gerçekleştirecek parası var. Üstelik bunu başaracak birkaç pratik ve kârlı iş modeli var. İlk bakışta kusursuz bir formül gibi görünüyor. Peki Elon Musk bütün bu ayrıcalıklara nasıl sahip oluyor? Bunun sebebi kendisinin bir altyapı girişimci olması. Altyapı girişimciliğinin dünyayı değiştiren gücüne en güzel örneklerden biri de insanlığın son 50 yılda yavaş yavaş gelişen uzay macerası.

Uzaya yerleşmek

İnsanlık 100 yıldır uzaya yerleşmeyi hayal ediyor. Ancak bugüne kadar bu hayalini gerçekleştiremedi. 1938’de Amerikalı çizer Alex Raymond tarafından yaratılan Flash Gordon çizgi romanlarında anlatıldığı gibi Güneş Sistemi ve komşu yıldız sistemlerine yerleşmedi. Dış gezegenleri henüz ziyaret etmedi ama neden? Uzaya yayılmak çok pahalı olduğu için.

Günümüzde bir kişiyi uzaya göndermek ağırlığınca altın ediyor ve uzaya bir kilo yük göndermenin maliyeti 20 bin doları buluyor. Pahalı; çünkü Amerika, Fransa, Rusya gibi birkaç ülkenin devlet destekli fırlatma kuleleri hariç Dünya’da uzaya yerleşmek için gerekli altyapı kurulmadı. Az sayıda roket üretiliyor ve az üretildiği için de uzay turizmi kıymete biniyor. Maliyetler azalmıyor.

Buna matbaacılıktan örnek vermek mümkün. Basımevlerinde 1 kitap basmanın maliyeti 1500 kitap basma maliyetiyle aşağı yukarı aynı. Baskı maliyetleri kağıt ve mürekkepten çok kalıba ve tasarıma bağlı olduğu için ancak seri üretime geçmek maliyetleri düşürüyor. Aynı mantık roketler için de geçerli. Dünyada öncelikli olarak kendi uzay pistini kullanan bir roket şirketi yok. Ayrıca otomotiv fabrikaları kadar çok sayıda roket fabrikası da bulunmuyor.

Elon Musk, SpaceX şirketiyle kendi roketini yapıyor, kendi roket motorunu üretiyor ve son iki yıldır kendi uzay pistini inşa ediyor. Şimdiye kadar özel sektör kendi işini görmenin maliyetini yüksek buluyordu ve devlete sırtını dayamıştı. Elon Musk ise altyapıda devletten bağımsız olma yolunda ilerliyor. Sonuçta kendi altyapısını kuran girişimciler ekonomik bağımsızlık ve gerçekçi maliyet kontrolüne kavuştukları için global ölçekte hayallerini geliştirebiliyorlar.

Hep altyapı şirketi kuruyor

Eski PayPal ortağı Elon Musk’ın girişimleri incelendiğinde bunların altyapı şirketleri olduğu görülüyor. Örneğin, PayPal finansal teknolojilerin ve elektronik parayla ödeme altyapısının ilk örneklerinden biriydi. SpaceX insanları asteroit madenciliğine, Ay üslerine ve Mars’a taşıyacak uzay inşaat sektörünün altyapısını kuruyor.

Elon Musk uzaya odaklanmakla birlikte yere sağlam basan bir iş adamı. Yeni teknolojilerin geliştirildiği her alanda kendi şirketini kurmasa da başka şirketlere esin kaynağı oluyor. Örneğin, Elon Musk sesten hızlı giden tramvaylar üretmeyi planlayan bir Hyperloop şirketi kurmadı. Ancak, Hyperloop teknolojileri geliştiren şirketlere yardımcı olmak amacıyla özel prototip yarışmaları düzenliyor. Musk ilgilendiği tüm sektörlerde ciddiye alınıyor ve bir işe el atarsa rakipleri hemen peşinden geliyor.

Hyperloop süpersonik tramvayların yol aldığı boru hattı teknolojisiyle metro teknolojisini birleştirerek Amerika’nın ulaşım altyapısını baştan yaratıyor. Tesla benzin ve dizelin karşısında elektrikli otomobiller üretiyor ve bireysel ulaşım altyapısında devrim yapıyor.

Dağıtık ekonominin öncüsü

Powerwall ise konutların güneş panelleriyle gündüz ürettiği elektriği gece kullanımı için depolamasına izin veren gelişmiş bir pil sistemi. Powerwall prensip olarak bireysel kullanıcıları devletin elektrik şebekesine para ödemekten kurtarıyor. Elon Musk, merkezi ekonomi yerine enerjide şirket ve devlet tekelini kırma potansiyeline sahip olan dağıtık bir ekonominin ilk denemelerini yapıyor.

Powerwall’un sunduğu katma değerli hizmetlerin arasında kiracıyı veya ev sahibini elektrik kesildiğinde gürültülü jeneratör kullanmaktan kurtarmak da var. Sonuç olarak gelişmiş Powerwall piller jeneratör gibi fosil yakıt kullanmıyor, çevreyi kirleten ve küresel ısınmaya yol açan egzoz gazı çıkarmıyor. Powerwall güneş enerjisinin bireysel elektrik üretiminde kullanılmasının önündeki en büyük engel olan gece için elektrik depolama sorununu çözerek gerçek güneş paneli dönemini başlatıyor.

Bu durumda Elon Musk’ın öncülük ettiği altyapı girişimciliğini bir cümleyle özetlemek mümkün: Herkesin para kazanabileceği, yüksek enerji verimliliğine dayalı bir ekosistem yaratarak girişimcinin daha çok para kazanmasını sağlayacak şekilde pazarı büyütmek. Pazarı büyütmek derken buna en iyi örnek Elon Musk’ın uzaya uydu ve kargo modülü göndermekte kullandığı SpaceX roket üretim ve fırlatma şirketi.

2018’de Mars’a Uzay Gemisi Gönderecek

SpaceX CEO’su Elon Musk, 2018’de Mars’a insansız Red Dragon (Kızıl Ejder) uzay kapsülünü göndereceklerini söyledi. NASA da uzay seferinden elde edilen bilimsel verilerin paylaşılması karşılığında SpaceX’e yardım edeceğini açıkladı. Amaç Mars’a insan göndermeden önce gezegenler arası uzay yolculuğu teknolojisini büyük ölçekli olarak test etmek.

Peki SpaceX, NASA’nın tasarladığı Orion projesine rakip mi? Aslında hayır. SpaceX’in 2017’de Uluslararası1 Uzay İstasyonu’na (ISS) yük taşımak için kullanacağı1 Dragon 2’den uyarlanan Red Dragon kapsülü, NASA’nın Mars’a insan göndermek amacıyla tasarladığı1 Orion mürettebat aracına rakip olmayacak. Bunun basit bir sebebi var:

Red Dragon’u uzaya SpaceX üretimi Falcon Heavy roketi taşıyacak. Geçenlerde fırlatıldıktan sonra Dünya’ya geri dönerek denize iniş yapan Falcon 9 roketinin daha büyük bir versiyonu olan Falcon Heavy birinci kademede tek roket değil, toplam üç Falcon 9 roketi içeriyor. Böylece alçak dünya yörüngesine 13 ton yerine 51 ton yük taşıyabiliyor.

Ancak, Falcon Heavy yerden 410 km yüksekteki Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan çok daha uzak olan Mars’a sadece 9 ton yük gönderebiliyor (2018’de Mars−Dünya uzaklığı 56 milyon km’ye inecek). Bu da uzay istasyonuna yalnızca birkaç ton yük veya 4 astronot göndermek üzere tasarlanmış olan Red Dragon kapsülü olacak. Red Dragon küçük bir kapsül ve Mars’a astronot taşımak için yeterli alana sahip değil.

Mars’a gitmek için NASA’nın geliştirdiği dev SLS roketi ve Orion mürettebat aracına ek olarak Avrupa Birliği’nin geliştirdiği servis modülü gerekiyor. Mürettebat ve servis modülü ara bağlantı elemanları, güneş panelleri ve motorlarla birlikte 30 ton çekecek. Bu yüzden Falcon Heavy yerine uzaya daha ağır yükler kaldırabilen SLS roketini beklemek gerekecek.

HAYAT KİN TUTMAK İÇİN ÇOK KISA.

SpaceX Mars’a neden gidiyor?

Red Dragon’un Mars yolculuğu bir teknoloji demosu olacak. SpaceX yolda ve gezegende topladığı verileri NASA ile paylaşacak. NASA da karşılığında SpaceX’i Mars’a uzay aracı gönderme konusunda eğitecek (sonuçta NASA 40 yıldır Mars’a sonda gönderiyor). Ardından bu verileri kullanarak kendi kapsülü Orion ile Mars’a insan gönderecek (2035’ten sonra).

Burada bir an durup düşünülecek olursa ABD’nin devlete sırtını dayayan ve sadece kredi kullanmakla yetinen sözde girişimciler yerine gerçek atılgan girişimcileri destekleyerek ülkenin geleceğini nasıl inşa ettiği görülüyor. Sonuçta altyapı kurmak söz konusu olduğunda devletin özel sektörü teşvik etmesi gerekiyor. Ancak, Elon Musk’ın Mars projesi başka bir özelliğe de sahip. “Red Dragon” girişimi gerçek bir girişimcinin yurttaştan kritik bilgileri saklamak yerine sosyal medya üzerinden nasıl samimi iletişim kurduğunun da bir göstergesi.

Elon Musk ve SpaceX şirketi 27 Nisan 2016’da bu konuda birkaç tweet attı: “2018’de Mars’a Dragon göndermeyi planlıyoruz. Red Dragonlar Mars’ın yapısıyla ilgili genel bilgiler sağlayacak. Detaylar gelecek. Dragon 2 Güneş Sistemi’nde herhangi bir yere inmek için tasarlandı. Red Dragon Mars seferi, ilk test uçuşu. Ancak Dünya-Ay mesafesinden uzağa astronot taşımayı tavsiye etmem. Uzun yolculuklarda eğlenceli olmaz. Nihayet jeep boyunda bir araç. Falcon 9 roketinin ilk kademesi denize dikey iniş yaptı ve tekrar kullanılarak uzay uçuşlarının maliyetini azaltacak.”

Ticari kaygılar

Dragon 1 ve 2 kapsülleri uzaya hem yük hem insan taşımak için tasarlandı ama şimdilik sadece yük taşıyor. Buna karşın, SpaceX Mars’a küçük kargo gemileri gönderebildiğini kanıtlarsa hem gelecekte NASA’nın yeni sondalarını Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlere gönderebilir hem de NASA için yeni bir gezegenler arası uzay aracı tasarlayabilir. Ayrıca, SpaceX asteroit madenciliği şirketi Planetary Resources’la anlaşarak asteroitlere gidecek robot maden gemilerini de inşa edebilir. Tüm şirketler iş geliştirmeyle ilgileniyor. Mars’a gitmek de Elon Musk’ın iş geliştirme faaliyetleri arasında yer alıyor.

BİR ŞEY ÇOK ÖNEMLİYSE BAŞARI İHTİMALİ DÜŞÜK OLSA DA O İŞE KALKIŞIRSINIZ.

BÖLÜM2

2018 SPACEX’İN GELECEĞİ İÇİN KESİN KARAR

SpaceX bugün büyük gelecek vaat eden kârlı bir şirket, ancak sürdürülebilir kârlılık için geliştirdiği bütün projelerin sonucu 2018’de belli olacak. Bu nedenle Elon Musk 2018’de SpaceX ile yola devam edip etmeyeceğine karar verecek. SpaceX şimdiden uzaya uydu fırlatma konusunda rakipsiz görünüyor. Ancak, bu başarıyı sürdürmek için uzaya uydu fırlatma maliyetlerini düşürmesi ve devletle çalışmaya alışmış olan diğer şirketlerden çok daha ucuz fiyatlar önermesi gerekiyor.

Attığı her adımda dahi bir girişimci olduğunu gösteren Elon Musk bu sorunu çözmek için insanlığın 100 yıllık başka bir hayalini gerçekleştirmeye karar verdi: Uzaya fırlatıldıktan sonra kendi ayaklarının üzerinde yere dikiş iniş yapan roketler (tıptı Tintin’in Ay’a Seyahat macerasında olduğu gibi).

Uzaya uydu fırlatma maliyetlerini düşürmek isteyen Elon Musk’ın şirketi SpaceX, yörüngeye yaklaştıktan sonra Dünya’ya geri dönen ve tekrar kullanılabilen roketler geliştirmeye başladı. Nitekim ilk ve en büyük kademesi yere iniş yapabilecek şekilde tasarlanan özel bir Falcon 9 roketi Nisan ayında denizdeki bir robot mavnaya iniş yaptı.

Denize inmek SpaceX’e büyük maliyet avantajı sağlıyor; çünkü Dünya’nın yüzde 70’i denizlerle kaplı ve suya iniş yapmak karaya inmekten daha kolay. Öncelikle roketi yavaşlatmak için daha az yakıt harcanıyor. Böylece roket yakıt yerine daha fazla yük taşıyor ve uydu fırlatma konusunda rekabetçi fiyatlar vermek mümkün oluyor. Buna karşın, uzaya yıllardır uydu gönderen köklü şirketlerle rekabet etmek isteyen SpaceX 2018’de büyük başarılara imza atmak zorunda. Bunlar 3 kategoride toplanabilir.

1. Uzaya askeri uydu göndermek

Amerika askeri uydularını uzaya göndermek için sadece Amerikan şirketleriyle çalışıyor. Bunların içinde casus uydular da olduğu için kendi şirketleriyle çalışmak istemesi normal; ama şimdiye kadar bu sektörde çalışan tek bir şirket vardı. O da United Launch Alliance (ULA). ULA Amerika’nın iki büyük yolcu ve savaş uçağı şirketinin, Lockheed Martin ile Boeing’in kurduğu bir firma. Bugüne dek askeri uyduları ULA fırlatıyordu ama geçen haftalarda bu durum değişti. SpaceX ABD Hava Kuvvetleri’nin yeni uydusunu yörüngeye fırlatmak için 82,7 milyon dolar gibi son derece rekabetçi bir fiyat verdi ve orduyla anlaşma imzalayarak ULA tekelini kırdı.

Elon Musk’ın politik zaferi

Askerler önce SpaceX’in ihaleye girmesine izin vermediler. Bunun üzerine Elon Musk da ABD Hava Kuvvetleri’ni mahkemeye vereceğini söyledi. Ayrıca Kongre’ye çıkıp SpaceX’in avantajlarına dair bizzat ifade verdi. O zaman subaylar muhtemelen ULA’yı korumaktan vazgeçerek SpaceX’in ihaleye girmesine izin verdiler ve SpaceX tekrar kullanılabilen roketler olmadan da Dünya’nın en ucuz fiyatını veren şirket olduğu için ihaleyi kazandı (SpaceX aynı zamanda yıllık fırlatma sayısına göre en az kaza yapan uzay şirketi).

Ancak ULA’nın yerinde saydığı varsayılsa bile 2018 kritik yıl, çünkü geçen sene SpaceX’in fırlattığı bir roket havada patlayarak taşıdığı uydunun parçalanmasına sebep oldu. Bu sebeple şirketin hava kuvvetlerine kendi hatalarını düzelterek doğru düzgün uydu fırlatabileceğini de kanıtlaması gerekti. Gerçi bu aksilik SpaceX’i yıldırmadı ve askeri mühendislerin kılı kırk yaran teftişlerine rağmen eksiklerini gidererek teknik yeterliliğini gösterdi. Böylece 2018 yılında askerlerin yeni uydusunu uzaya fırlatmaya hak kazandı.

SpaceX ihaleyi kazanmasını biraz da ULA’nın kibrine borçlu. Sonuçta askerler ULA’yı da ihaleye çağırdılar, ama United Launch Alliance nasıl olsa bensiz yapamazlar diye düşünerek fırlatma planının çok dolu olduğunu öne sürüp ihaleye katılmadı. Oysa bu tutum sadece askerlerin SpaceX ile sözleşme imzalamasını kolaylaştırdı. Elbette bunda SpaceX’in 30 milyon dolar daha düşük teklif vermesinin de rolü vardı!

TİCARİ UZAY KEŞİFLERİNDE YENİ BİR ÇAĞIN BAŞLANGICINDAYIZ.

2. SpaceX kendi uzay üssünü açıyor

Elon Musk dünyada bir ilki gerçekleştiriyor ve gezegenin ilk özel uzay limanını Texas, Brownsville’de açıyor. Aslında yeni uzay limanı 2016’da hizmete girecekti ama yapım aşamasında zemin problemleri çıktı. İniş pistinin kaygan zemin yüzünden çökmesini önlemek için mühendislerin inşaat alanına toplam 237 bin metreküp toprak dökmesi gerekti. Tahmin edeceğiniz gibi inşaat 2018’de tamamlanacak.

Bu noktada, “Amerika Birleşik Devletleri’nin sadece Cape Canaveral’da 10 tane roket fırlatma pisti var. SpaceX neden bunları kullanmıyor?” gibi bir soru sormak mümkün. Gerçekten de SpaceX’in rakiplerinin yaptığı gibi devletten pist kiralaması maliyet açısından makul görünüyor. Ancak tam tersi bir durum söz konusu: Pist kiralamak hem maliyetleri artırıyor hem de NASA “Sıranı bekle, uydunu sonra fırlatırsın” derse gecikme sebebiyle müşteri kaçırma riski ortaya çıkıyor. SpaceX bu nedenle kendine yeni bir uzay pisti inşa ediyor.

Aynı dert Rusya’da var

Uzay üssü inşa etmek kolay bir şey değil: Teknik şartnamelere uymak ve kalite standartlarını tutturmak oldukça zor. Rusya Başkanı Putin geçenlerde bu zorluğu bizzat yaşadı ve Rus Uzay Ajansı’na çalışmaları hızlandırması için uyarıda bulunmak zorunda kaldı. Kurmaylarıyla ziyaret ettiği yeni Rus uzay üssündeki fırlatma teknik sebeplerle ertelendiği için hayal kırıklığına uğrayan Putin tüm sorunların giderilmesi için talimat verdi.

İlk bakışta şaşırtıcı gelebilir ama uzaya Sovyetler Birliği zamanında çıkan Ruslar bugüne kadar kendi topraklarında uzay üssü inşa etmemişlerdi. Ancak, Sovyetlerin dağılmasından itibaren Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte durum değişti.

Rusya 60 yıldır kullandığı Kazakistan’daki Baykonur üssüne artık para vermek istemiyor. Özellikle Batı ülkelerinin “Rus roketlerini fırlatmayın” diye baskı yaptığına yönelik iddialar rekabeti artırıyor. Rusya’nın dünya roket fırlatma pazarından para kazanması için kendi pistini inşa etmesi gerekiyor. Her ne kadar paralarını alamayan inşaat işçileri grev yaptığı için zorlansalar da Ruslar bunu başarmak zorundalar. Kısaca Elon Musk hem yurt içi hem de yurt dışı rekabeti yenmek için kendi uzay üssünü inşa etmek istiyor.

3. Mars’a gitmek

Bu şartlar altında bakıldığında Mars yolculuğunun riskli bir girişim olduğu ve Elon Musk’ın önce Dünya’daki piyasa şartlarına odaklanması gerektiği düşünülebilir. Ancak, Mars yolculuğu hem gelecekteki asteroit madenciliği ve Ay üsleri açısından hem de fiyat rekabeti dışında yeni teknolojiler geliştirmek açısından SpaceX için büyük önem taşıyor. Elon Musk yeni teknolojilerle maliyeti düşürmeyi ve bu sayede rekabetçi fiyatlar vermeyi planlıyor:

Öyleyse SpaceX nasıl oluyor da uzaya uydu fırlatmak isteyen müşterilerine rakip şirketlerden yüzde 30 daha ucuza fiyat verebiliyor? Bu gerçekten de büyük bir olay, çünkü bu gidişle Fransızların Ariane roketlerini kullanan Airbus Safran Launchers bile rekabet etmekte zorlanacak. İlk bakışta SpaceX’in aşırı fiyat kırma sebebiyle sektörü krize sokacağı düşünülebilir, ancak Elon Musk’ın planı başka.

Ölçekleme sorunu

SpaceX uzaya uydu fırlatma maliyetlerinin altyapı eksikliği nedeniyle astronomik rakamlara eriştiğinin farkında ve fiyatları aşağı çekmenin yanı sıra uzay uçuşu sayısını da artırmayı planlıyor. Böylece makul fiyatlarla çok sayıda uçuş gerçekleştirerek büyük paralar kazanacak ve sektörü geliştirecek. Rekabette kendine son derece güvenen SpaceX bu konudaki planlarını saklamıyor.

SpaceX İşletme Müdürü Gwynne Shotwell’e göre şirket 2016 sonuna kadar uzaya toplam 18 uydu ve kapsül fırlatmış olacak. 2017’de ise daha hızlı çalışıp 24 uydu fırlatmayı planlıyor. Shotwell işimiz yeni başladı diyor: “Uzun vadede SpaceX uydu fırlatma sayısını her yıl yüzde 30 ila yüzde 50 artıracağız. Öyle ki 2020’de haftada 1 ve yılda 52 roket fırlatmak istiyoruz.” Yere indikten sonra tekrar kullanılabilen roketler sayesinde yılda 52 fırlatma! Dünya tarihinde görülmemiş bir şey. Ancak rakipleri ezmek için son derece etkili bir strateji.

Rakipler küçülmek zorunda kalıyor

2SpaceX’in en büyük rakibi United Launch Alliance iş küçültmeye karar verdi. Bu yıl 375 ve gelecek yıl 500 kişiyi işten çıkaracak, çünkü SpaceX karşısında fiyat kırmak zorunda. Nitekim geçenlerde Colorado Üniversitesi’nde sunum yapan eski ULA yöneticisi Brett Tobey, şirketin maliyet yapısının fırlatma başına 125 milyon dolardan ucuza fiyat vermeyi engellediğini söyledi. Üstelik sigorta vb. harcamaları1 da işe katarsak toplam fiyat 200 milyon doları buluyor dedi.

Basit bir matematik hesabı yapıldığında SpaceX’in fiyat avantajı ortaya çıkıyor: SpaceX müşterilerine fırlatma başına 61,2 ila 85 milyon dolar fiyat veriyor. ULA bununla rekabet etmek için işçi çıkarmak ve sadece tek bir roket modeli kullanmak zorunda (önce Amerikan Delta IV ve ardından Atlas V roketleri emekli olacak). Sonuçta ULA iş gücünün yüzde 25’ni işten çıkarmayı planlıyor. Böylece 99 milyon dolar fiyat verebilir; ancak bu fedakârlık yetmiyor.

99 milyon dolar 200 milyon doların yarısından az olabilir; fakat 61,2 milyon dolarlık minimum SpaceX fiyatından yüzde 38 daha yüksek bir teklif. Ayrıca, Airbus Safran Launchers şirketinin kullandığı Fransız Ariane 6 roketinin 77 milyon dolarlık fırlatma fiyatından da fazla. Gerçi Airbus Safran, Ariane 64 ağır yük roketiyle tek seferde iki uydu fırlatarak uydu başına 62 milyon dolar fiyat verebileceğini söylüyor ama bu da SpaceX’i geçmeye yetmiyor.

Neden?

SpaceX Falcon 9 roketlerinin Dünya’ya geri dönerek tekrar kullanılmasını sağladı. Böylece 62 milyon dolarlık bugünkü fiyatını yüzde 30 ucuzlatacak ve dikey iniş yapabilen Falcon 9’larla müşteriye sadece 40 milyon dolar önerebilecek! Bu da Ariane 6 roketiyle tek uydu fırlatma fiyatının neredeyse yarısı. Üstelik SpaceX şimdiden roket başına yüzde 10 kâr ediyor (6-8 milyon dolar). Yere dikey iniş yaparak tekrar kullanılabilen roketlerle ise kâr marjını yüzde 40’a çıkarması mümkün. Bunun yarısını yeni teknolojilere harcasa kâr marjını yüzde 20 ile ikiye katlamış olacak. Bu nedenle 2018 SpaceX için en kritik yıl. SpaceX tekrar kullanılabilen roket fikrini hayata geçirebilirse Elon Musk sadece dünyanın roket tekeli olmakla kalmayacak. Aynı zamanda süper ucuz fırlatma maliyetlerini Bigelow’un süper ucuz şişme uzay istasyonuyla birleştirerek uygarlığın yönünü değiştirecek ve insanoğlunun uzaya yerleşmesini hızlandıracak.

SEPETİ KONTROL EDEBİLDİĞİNİZ SÜRECE BÜTÜN YUMUR TALARINIZI TEK SEPETE KOYMAKTA SAKINCA YOKTUR.

BÖLÜM3

SPACEX FALCON ROKETİ DENİZDEKİ PİSTE NASIL İNDİ?

Elon Musk’ın SpaceX şirketi Nisan ayında tarihi bir başarıya imza attı ve uzay istasyonu için fırlatılan Falcon 9 roketinin birinci kademesi okyanustaki robot mavnaya dikey iniş yaptı. Böylece ilk kez bir roket okyanustaki yüzer platforma dikey iniş yapmış_ oldu. Peki uzay turizmi ve uzayda yaşamak için bu başarı neden önemli?

Bu kez denize indi

Türkiye saati ile 8 Nisan Cuma akşamı saat 11.52’de gerçekleşen inişin ardından açıklama yapan Elon Musk, yere dikey iniş yapmanın ne kadar zor olduğunu göstermek için şirketinin eski başarısızlıklarını şaka yollu anımsattı:

“Bu kez farklı bir şey yaptık ve roketimiz mavnada delik açmak veya yüzer pistin üstüne devrilmek yerine dikey iniş gerçekleştirdi.” Elon Musk konuyla ilgili tweetinde, roketlerin denize inmesinin uzay uçuşlarının maliyetlerini düşürmek açısından kritik önemde olduğunu belirtti: “Okyanusa inmenin nedeni ekonomik değil, teknik. Yörüngeye girmek çok yüksek yatay hız gerektiriyor. Uzaya çıkmak içinse yatay hıza gerek yok.”

Hızlanmak kolay, yavaşlamak zor

Elon Musk diyor ki uzaya bir iletişim uydusu fırlatılırsa veya uzay istasyonuna kargo kapsülü gönderilirse roketler yerden yükselerek dünya yörüngesine girmek zorunda. Bunun için de dünyadan bir eğri çizerek uzaklaşıyor ve yeryüzünün üzerinden hızla uçuyorlar.

Oysa Dünya’ya dönerken havada sesten birkaç kat hızlı yol alan bir roketi yavaşlatarak istenen yere indirmek her zaman mümkün olmuyor. Sonuçta çok hızlı giden bir roketi durdurmak için motorları uzun süre ateşlemek gerekiyor ve bu da çok yakıt harcıyor. Üstelik yüksek irtifaya çıkan roketler yükselmek için zaten yakıtını büyük ölçüde tüketmiş oluyor. Kalan yakıt da tam karadaki bir iniş pistinin üzerinde durmaya izin verecek kadar hız kesmeye yetmiyor.

Rokete daha çok yakıt yüklemek ise yararlı yük kapasitesini azaltıyor ve bu da birim yük başına yakıt maliyetini artırarak SpaceX’in kâr etmesini önlüyor. SpaceX’in 62 milyon dolar gibi göreli ucuz fiyatlar vermesi ancak Falcon 9 roketlerinin kargo kapasitesinin tamamını uydu taşımaya ayırmasıyla mümkün oluyor. Bu durumda geriye tek bir çare kalıyor: Denize inmek.

Denize inmenin dayanılmaz çekiciliği

Dünya’nın yüzde 70’i sularla kaplı. Bu nedenle Falcon 9 roketleri motorlarını çalıştırarak hız kesmek yerine atmosferde sürtünme etkisiyle hız kesmeye vakit buluyor. Ardından motorları ateşleyerek denize inecek kadar yavaşlamaları mümkün oluyor. SpaceX şirketi sırf bunun için denizde giden robot mavnalar geliştirdi. Böylece roketi mevcut yakıtla denizde istediklere yere indirmek mümkün olmazsa mavnayı inişi kolay olan daha elverişli bir konuma taşıyabiliyorlar.

Elbette karaya inmek için daha çok yakıt taşıyan daha büyük bir roket inşa etmek mümkün. Ancak, büyük roketler ağır oluyor ve kargo kapasitesinin büyük kısmını yakıt taşımaya ayırması gerekiyor. Bunun getirdiği ek maliyetin yanı sıra büyük roketlerin boş ağırlığı da artıyor. Dünyaya dönen ağır bir roketin hızını kesmek için daha çok yakıt harcamak gerektiğinden bu durum kısır döngüye yol açıyor. Musk’ın dediği gibi, SpaceX’in tekrar kullanılabilen roketlerinin ticari değer taşıması için “uçuşların yarısında denize inmek gerekiyor. Ayrıca Dünya yörüngesinden uzaklaşan tüm roketlerin denize inmesi gerekecek.”

En büyük rakibi Amazon

Amazon kurucusu Jeff Bezos uzaya fırlatıldıktan sonra Dünya’ya geri dönüp dikey iniş yapan roketler konusunda SpaceX’e rakip oldu. Bezos kendi Blue Origin roketini yerden birkaç km yükseldiği basit deneme uçuşlarında karaya indirmeyi başardı. Bezos, “Denize inmek zamandan ve paradan tasarruf etmektir” diyor. Elon Musk da aynı fikirde ve “Yeniden kullanılabilirlik önemli” diye ekliyor. “Bu işte verimliliği artırmak birkaç yılımızı alacak. Sadece denize roket indirmek sıkıcı bir rutin olduğu zaman kendimizi başarılı olmuş sayacağız.”

BÖLÜM4

KURŞUNDAN HIZLI TRAMVAY VİZYONU HYPERLOOP

Elektrikli otomobillerin öncüsü Tesla Motors ile ABD’nin uzay kapsüllerini ve yeniden kullanılabilen roketlerini geliştiren SpaceX şirketinin dahi CEO’su Elon Musk’ın bir hayali var: Sesten hızlı giden Hyperloop tramvayların kullanıma girdiğini görmek. Böylece Los Angeles-San Francisco arası 30 dakikaya inecek. Peki bir tramvay sesten nasıl hızlı gidebilir ve buna ne gerek var?

İşe “Ne gerek var?” kısmıyla başlamak gerekiyor. 2015 Aralık ayında Popular Science Türkiye ekibi olarak İstanbul’dan İzmir’e uçtuk ve Ege Üniversitesi’nde düzenlenen bilim panelinde konuştuk. Uçuş sadece 55 dakika sürdü ama uçak 15 dakika rötar yaptı. Chek-in işlemleri için havalimanına en az 1 saat önce gidilmesi gerektiğinden ve bunun için de İstanbul trafiği hesaba katıldığından gidiş-dönüş 8 saat yollarda geçti; yani uçakla 55 dakika uçuldu ama yol 8 saat sürdü!

İşte bu yüzden sesten hızlı giden Hyperloop tramvaylara ihtiyaç var. Böyle bir tramvay karada saatte 1237 km hızla gidecek, İzmir’e yavaşlama süresi dahil 1 saatte ulaşacak ve Popular Science ekibinin tek işi Kadıköy’den Haydarpaşa garına gitmek olacak. Tramvay garına gitme süresi de hesaba katılırsa İzmir’e yolculuk gidiş-dönüş maksimum 4 saat sürecek. Trafiğe takılmak yok, yorulmak yok ama vakit nakittir misali, zamandan kazanmak var.

Süpersonik kara taşımacılığı neden zor?

Şöyle sormak da mümkün: Neden arabalar sesten hızlı gitmiyor? Ne yazık ki arabaların tekerlekleri var ve hızlandıkça sürtünme artıyor. Termodinamiğin ikinci yasası gereği, hızlanan araçlarda motorun benzin yakarak ürettiği enerjinin gittikçe daha az kısmı işe dönüşüyor; yani çok hızlı giden bir otomobili daha da hızlandırmak zorlaşıyor.

Motorun ürettiği gücün büyük kısmı aracı hızlandırmak yerine tekerlekleri ısıtmaya yarıyor. Üstelik sürtünmeyi ortadan kaldırmak imkansız, çünkü tekerleklerin yol tutuşu açısından yere temas etmeleri şart. Elbette süpersonik araba yarışlarında olduğu gibi, özel tasarlanmış otomobillere jet motoru takmak mümkün. Ancak bunun bir bedeli var: Ses hızına yaklaşırken tekerleklerin üstünden geçtiği en ufak bir çakıl taşı bile otomobilin devrilip parçalanmasına yol açabiliyor. Bu yarışlar genellikle Nevada çölünde yapılıyor ve kazayı önlemek için yarıştan önce yoldaki küçük taşlar elle tek tek temizleniyor.

Pratik değil

Hiçbir aile çocuğunu ilkokula götürürken yanından ses hızıyla giden bir araba geçmesini istemez. Öncelikle bu büyük bir ses patlamasına yol açardı. İnsanları sağır eder, evlerin camlarını kırar ve rüzgarıyla yayaları birkaç metre uzağa savururdu. Ayrıca süpersonik otomobil ne kadar hızlı gidiyorsa virajı almak için de o kadar geniş bir dönemece ihtiyaç olurdu. Bu yüzden dar ve kalabalık şehir sokaklarında süpersonik hızlara ulaşmak ve direksiyonu kırmak mümkün değil.

Buna benzer bir zorluk tankerler için de geçerli: 250 metrelik bir petrol tankeri denizde dümen kırdığı zaman sağa ya da sola dönmesi için en az 14 km mesafeye ihtiyacı oluyor. Yoksa dümen kırsa bile önüne çıkan gemiye çarpıyor. Şimdi buna sesten hızlı1 giden aracın trafikte kırmızı ışık yanınca aniden durması gerektiğini ekleyelim: Aracın ışığa gelmeden 20 km önce yavaşlamaya başlaması gerekiyor; yoksa sürücü aracın ön camından roket gibi fırlayıp bir sonraki durağa uçabilir.

Süpersonik tramvay nasıl gidecek?

Neyse ki şehirlerarası ekspres yolculuklarda süpersonik hızlara ulaşmayı engelleyen trafik sorunu yok. Örneğin, Hyperloop tramvaylar içindeki hava neredeyse tümüyle boşaltılmış olan vakum tüplerin içinde gidecek. Böylece sürtünme büyük ölçüde ortadan kalkacak ve elektrikli motorun sağladığı enerjinin yüzde 90’ı tramvayı hızlandırmaya yarayacak. Kısacası süpersonik hıza ulaşmak çok kolaylaşacak.

Elon Musk’tan esinlenerek süpersonik tramvay geliştiren Hyperloop Technologies; ülkeleri, şehirleri ve kıtaları petrol boru hattına benzeyen bu tür vakum tünellerle birbirine bağlamak istiyor. Sesten hızlı giden ekspres tramvaylar durağa gelmeden 30-40 km önce hız kesmek zorunda olacağı için sadece büyükşehirler arasında gidecekler ve ara duraklara uğramayacaklar.

Sürtünme en önemli detay

Havası alınmış tünellerde gitmek sürtünmeyi önlemek için yeterli değil. Hem sarsıntıyı önlemek, hem de trenin en küçük bir taşa çarpınca rayları yamultarak yoldan çıkmasını engellemek için süpersonik tramvaylar tekerleksiz olmak zorunda. Peki tekerleksiz tramvay nasıl gider?

Bunun birkaç yolu var. Örneğin manyetik hava yastıkları kullanmak mümkün: Mıknatıslar manyetik alan üretiyor ve her mıknatısın bir kuzey, bir de güney kutbu bulunuyor. Mıknatıslarda eş kutuplar birbirini itiyor ve zıt kutuplar birbirini çekiyor. Bu durumda trenin alt yüzeyine ve raylara elektromıknatıs döşemek mümkün. Ardından sisteme elektrik verilebilir ve zıt kutupların birbirini itmesiyle tramvayın yerden 5-10 cm yükselmesi sağlanabilir. Bu çözüme manyetik kaldıraç (maglev) teknolojisi deniyor.

Süperiletken çağı

Ancak, elektromıknatıslar çok elektrik tüketiyor ve elektriğe direnç gösteren metallerden yapıldığı için aşırı ısınıyor. Bunu önlemek için süperiletkenler kullanmak gerekiyor. Süperiletken metaller elektriğe hiç direnç göstermiyor. Böylece bir vagonu havaya yükselterek ileri iten manyetik alanlar üretilebiliyor.

Bununla birlikte dünyada oda sıcaklığında çalışan bir süperiletken bilinmiyor. Sıradan metallerin süperiletken özelliği kazanması içinse rayları en az -180 dereceye kadar soğutmak gerekiyor. Dolayısıyla maglev sistemleri hem elektrik tüketimini artırıyor hem de sıvı azot gibi süper soğutulmuş gaz depolama ve pompalama sistemlerine ihtiyaç duyuyor.

Kısacası maglev teknolojisi Hyperloop için ucuz bir çözüm değil. Elon Musk manyetik kaldıraç sistemiyle çalışan süpersonik tramvay hattı kursaydı bu hattın üzerinde yapılacak seferler sesten hızlı giden ünlü Concorde uçuşları kadar pahalı olurdu. Yine de Hyperloop Technologies şirketi bu engelleri aşarak önümüzdeki 10 yılda Amerika’da ilk süpersonik tramvay hattını açmaya hazırlanıyor.

Fikir babası Elon Musk

Elon Musk süpersonik tramvay kavramını 2013 Ağustos ayında yaptığı 57 sayfalık sunumda ortaya attı ve 40 yıllık mermi tren projesinden türeyen Hyperloop konseptini (hiper hızlı ring yapan tramvay hattı) halka tanıttı.

Elon Musk San Francisco-Los Angeles arasını 30 dakikaya indirmeyi hayal ediyor. Bunun için de Amerika’da elektrikli araçları destekleyen güneşli California eyaletini seçmesi çok normal. Bol güneş ışığı tramvayları temiz güneş enerjisiyle çalıştırmayı sağlayacak ve elektrikli araçlara uygulanan vergi indirimiyle birlikte hem enerji tüketimini hem de hat maliyetlerini düşürecek. Elon Musk’tan esinlenen Hyperloop Technologies’in amacı bu projeyi hızla hayata geçirmek ve bir-iki yıl içinde saatte 1297 km hıza ulaşmak.

Neden süpersonik uçaktan ucuz?

Hyperloop Technologies maliyetleri düşürmek için birkaç hile yapıyor. Öncelikle tramvaylar için güneş enerjisi santralleri kullanacaklar. Hatta tramvay hattını oluşturan vakum tüplerin üzerine güneş panelleri döşeyecekler. California güneşli memleket olduğu için bu kolay. Ayrıca manyetik kaldıraç yerine hava yastıklı taşıt teknolojisini kullanacaklar.

Bu sistemde tramvay kabini manyetik alanların üzerinde değil, aracın yere üflediği yüksek basınçlı hava akımlarının üzerinde yükselecek. Tramvayın önünde ise Florida bataklıklarındaki teknelerde kullanılan büyük bir fan bulunacak. Bu fan tramvayı öndeki havayı emip arkadan püskürterek elektrikli motorun kabini rayların üzerinde manyetik alanlarla ileri itmesini kolaylaştıracak. Mühendisler ana fanı ve yere hava üfleyen küçük fanları çalıştırmak için tramvaylara kompresör takmayı planlıyor.

Vakum tüneller nasıl çalışıyor?

Hyperloop tramvaylar vakum tünellerin içinde gidecek, ama bunu uzay boşluğu gibi düşünmemek gerekiyor. Dünyada uzay boşluğu gibi neredeyse tümüyle boş bir tünel yapmak çok pahalıya mal oluyor. Ancak, Hyperloop Technologies 300 km’lik San Francisco-Los Angeles hattında kısmen havası alınmış tüpler kullanacak.

Kısmi vakum kazalara karşı daha güvenli

Hyperloop tramvay hatlarında 1 milibarlık düşük basınçlı tüpler kullanacak; yani mühendisler tüplere biraz hava basacaklar, ama yangın tehlikesini önlemek için oksijen yerine asal gaz kullanacaklar. Böylece tüp delinirse patlama riski azalacak.

Oysa tümüyle havası alınmış bir tüp delinirse büyük bir patlamayla havaya uçma tehlikesi ortaya çıkıyor ve oksijen içeren bir tüp de oksijenin yanıcı olması nedeniyle patlama sırasında alev alabiliyor. Asal gazlar ise yanıcı olmadığı için yangın riskini önemli ölçüde azaltıyor. Aynı zamanda dışarıdaki hava ile tüp arasındaki basınç farkını azaltarak tüpün delinmesinden kaynaklanan patlama riskini de sınırlıyor.

Test rayları nereye döşeniyor?

Hyperloop Technologies, sistemi test etmek için Nevada’daki Apex Organize Sanayi Bölgesi’ni seçti. Nevada Valiliği Ekonomik Kalkınma Dairesi Direktörü Steve Hill’e göre bu terk edilmiş ıssız arazi yüksek hız testleri için son derece güvenli. Hill, “Hyperloop Technologies taşımacılıkta dünya görüşümüzü değiştirmeye odaklı ve Nevada eyaletinin bu testin ilk aşamasında rol alacak olmasından son derece memnunuz” diyor.

Şirket Hyperloop testleri için küçük bir elektrikli motor geliştirdi ve amacı bu motoru taşıyan kutunun hava yastıkları üzerinde sadece elektrik gücüyle gitmesini sağlamak. Henüz Hyperloop için tam boy elektrikli kompresör motoru geliştirilmedi. Bu yüzden ilk test açık havadaki bir ray üzerinde yapıldı. Havanın sürtünmeyi artırmasına karşın test sistemi 1 km uzunluğundaki rayda saatte 540 km hıza erişmeyi başardı.

ÇALIŞMASI İÇİN KULLANMA KILAVUZUNA BAKTIĞINIZ BÜTÜN ÜRÜNLER BOZUKTUR.

Aerodinamik vagonlar

Süpersonik tramvay kısmi vakum tüplerde sesten hızlı gideceği için önemli ölçüde sürtünmeye maruz kalacak. Her ne kadar düşük basınçlı hava sürtünmeyi azaltsa da tramvayın burnunun havayı sıkıştırarak ısınması kaçınılmaz görünüyor. Asal gazlar oksijen gibi alev almadığı için aracın kabinini eritecek veya patlamaya yol açacak yüksek sıcaklıklar oluşmasını engelliyor. Bununla birlikte süpersonik hızlara erişmek için sürtünmeyi daha da azaltmak gerekiyor.

Hyperloop Technologies bu sorunu çözmek için yarış arabası gibi aerodinamik kabinler kullanmaya karar verdi. 2016-2018 arasında yapılacak denemelerde aerodinamik testlere ek olarak elektrikli motor, hava kompresörü, vakum tüpler, vagonlar ve ray hatları test edilecek. Hyperloop Technologies Başkanı1 Rob Lloyd, 2016’dan sonra 3 km uzunluğunda kısmi vakum tüpler inşa edeceklerini ve Hyperloop vagonlarını bu tüplerde test edeceklerini söyledi.

Tren değil, tramvay

Hyperloop tramvaylar bir lokomotifin çektiği çok sayıda vagondan değil de her biri kendi motoruna sahip olan ve tünelde tek başına giden tekil vagonlardan oluşuyor. Sonuçta yirmi vagonluk koca bir treni hava yastıklarıyla havalandırmak pratik değil. Tek vagonluk bir tramvay ise son derece kullanışlı ve altyapı girişimcilerine cesaret veriyor.

Şu anda Amerika’da Hyperloop işine girmek isteyen iki şirket bulunuyor. Bunlardan biri Hyperloop Technologies. Diğeri ise Hyperloop Transportation Technologies. Bu ikinci şirket birkaç ay önce yaptığı toplantıda, 100–150 milyon dolar harcayarak Los Angeles’ta kendi tramvay hattını kuracağını söyledi.

Rekabet yok, iş geliştirme var

Hyperloop Technologies şirketinin asıl rakibi süpersonik tramvay hattı kuran diğer firmalar değil. Asıl rakipler Amerika’daki havayolu şirketleri. Amerika’nın dizel motorlu Amtrak trenleri bizdeki banliyö trenleri kadar yavaş gittiği için Atlantik ve Pasifik arasında 4314 km mesafe olan Amerika’da uçakların yerini alamamıştı. Oysa Hyperloop tramvaylar New York–Los Angeles arasını 2 saate indirecek ve havayollarının düzenini bozacak.

Tabii bunu gerçekleştirmek için karada hızlı ve güvenli yolculuk sağlayan vakum tüplerin son derece ucuza inşa edilmesi gerekiyor. Vakum tüplerde uçak kazalarına benzer kazaların yaşanmaması yolcuların güvenini kazanmak ve insan hayatını korumak açısından çok önemli.

Rakamlarla ifade edilecek olursa: 8 km’lik vakum tüp inşaatı 100 milyon dolara mal oluyor. Los Angeles–San Francisco arası mesafe 644 km ve bu hattın maliyeti 8 milyar dolar. Öte yandan, iki şehir arasında “geleneksel” hızlı tren inşaatının maliyeti 67,6 milyar dolar hesaplanıyor. Bu da havalimanı altyapısı ve yan yollar gerektirmeyen Hyperloop’un hem uçaklardan hem de yıllardır uçakların yerini alması beklenen hızlı trenlerden daha ekonomik olduğunu gösteriyor.

Türkiye hızlı trende geri kaldı

Türkiye maksimum 250 km/saatlik yüksek hızlı trene daha yeni geçiş yapar ve bu trenleri İstanbul-Ankara gibi az sayıda hatta kullanmayı planlarken (ki Fransa ve Çin’de yüksek hızlı trenler ortalama 300-350 km/s hızla gidiyor), Amerika sesten hızlı giden tramvay yapmaya hazırlanıyor. Kargo taşımacılığı maliyetlerini azaltmak (örneğin pazarda ucuz ve taze domates satılmasını kolaylaştırmak), trafik kazalarını önlemek ve sonuçta yakıt tüketimiyle çevre kirliliğini sınırlamak için süpersonik tramvayların yaygınlaşması gerekiyor.

Demiryollarına alternatif

Türkiye’de yılda 500 binden fazla trafik kazası meydana geliyor ve bu kazalarda 110 bin kişi yaralanıyor veya hayatını kaybediyor. Can kaybını önlemenin yolu kaza riskini azaltan hızlı trenlerden geçiyor.

Ancak, kazaların en büyük nedeni olan insan faktörünü ortadan kaldıran en iyi çözüm otomatik Hyperloop tramvaylar kullanmak. Makinist olmadan kendi kendine giden bu tramvayların çalışması için de 1 saatte 6000 yolcunun trene binebileceği hiper garlar inşa etmek gerekiyor. Yine de tramvay garları havalimanlarından kat kat ucuza mal olacak.

İşin en güzel yanı, Amerika’da Hyperloop yarışına katılan şirketlerin rekabet amacıyla birbirini baltalamak yerine kendi hatlarını kullanarak pazarı büyütmeleri. Sonuç olarak gereksiz iç hat uçuşlarını ortadan kaldırmak için girişimcilerin güç birliği etmesi gerekiyor. Elon Musk kendi şirketlerinde uyguladığı iş modeliyle tüm altyapı girişimcilerine örnek oluşturuyor. P/S

Dünyayı değiştiren girişimci

unnamed (11)

Elon Musk uzay teknolojisinden güneş enerjisine kadar birçok alanda uygarlığı yeniden yapılandırıyor.

Kızıl Ejder kızıl gezegene iniyor

unnamed (12)

Elon Musk 2018’de Mars’a insansız uzay kapsülü gönderecek.

Falcon Heavy fırlatılıyor

unnamed (13)

Red Dragon’u Mars’a SpaceX’in en güçlü roketi taşıyacak.

Tesla ve Powerwall

unnamed (14)

Elektrikli oto ve güneş enerjisini gece için depolayan konut tipi duvar pili Powerwall.

FALCON 9’UN YÜKSELİŞİ VE DÜŞÜŞÜ

unnamed (15)

1 Fırlatma.

2 Yükseliş.

3 Birinci kademe Dünya atmosferini terk ediyor.

4 Ters dönme manevrası. Birinci kademenin soğuk gaz iticileri roketi ters döndürüyor.

5 Kargo modülü kapakları açılıyor.

6 Kargo roketten ayrılıyor.

7 Birinci kademe ana roketlerini ateşleyerek tekrar atmosfere giriyor.

8 Manevra kanatçıkları açılıyor.

9 Motorlar tekrar ateşlenerek birinci kademeyi yavaşlatıyor.

10 Manevra kanatçıkları roketin inişini yönlendiriyor.

11 Motorlar son kez çalışarak dikey inişi başlatıyor.

12 Roket robot mavnaya (yüzer pist) iniş yapıyor.

ELON MUSK UZAYDAN İNTERNET YAYINI YAPACAK

Google, Facebook, SpaceX ve OneWeb uzaydan ve havadan internet yayını yapmayı planlıyor. Elon Musk’a göre, uzaydan internet için gereken altyapıyı kurmuş olan SpaceX bu şirketler arasında avantajlı bir konumda bulunuyor. Elon Musk’ın amacı Falcon 9 roketleriyle uzaya 4 bin mini küp uydu göndermek. Bu uydular internet altyapısı yetersiz olan ülke ve bölgelerin uyduyla internete çıkmasını sağlayacak. Tek sorun bu uyduların klasik iletişim uydularından 1000 kat ucuz olmasını sağlamak. Yoksa klasik internet şebekesiyle rekabet etmeleri mümkün değil. Elon Musk’ın planı yere iniş yapabilen roketleri tekrar tekrar kullanarak her seferinde uzaya onlarca mini küp uydu göndermek ve işin en maliyetli yanı olan fırlatma kısmını kontrol altına almak. Dünyanın yarısından azının internet erişimi olduğu düşünülürse Elon Musk’ın gerçekten büyük bir pazara el atmak istediği görülüyor.

İnternet fakiri

Bugün dünya nüfusunun yüzde 57’si internete giremiyor. Google, Facebook, SpaceX ve OneWeb şirketleri bu sorunu aşmak için balonlar, dronlar ve uydularla gökyüzünden internet yayını yapmaya hazırlanıyor.

Birleşmiş Milletlerin amacı ise 2020’de dünya nüfusunun yüzde 50’sinin internete girmesini sağlamak. Ancak bu bir hayal: Global internet her yıl sadece yüzde 0,5 oranında yaygınlaşıyor; çünkü internet yaygınlaşırken nüfus da artıyor ve bu da internet penetrasyonu artışını yavaşlatıyor. SpaceX’in uzaydan interneti bu noktada önem taşıyor.

Facebook’a kötü haber

Facebook ve Google parayı internetten kazandıkları için bundan hiç memnun değiller. Facebook sırf bu güçlüğü aşmak için internet.org projesini geliştirdi. Dünyada internet erişimi artıkça eğitim düzeyi de artırıyor ve yoksulluk azalıyor. Ancak şirketlerin kendi internetini kurmasının interneti sansürleme gibi riskleri bulunuyor.

Birleşmiş milletlere göre internetin önündeki en büyük problem maliyet sorunu ve ilgili raporda şunu söylüyor: “Dünyanın yoksul ülkelerinde geniş bant internet fırsat eşitliği yaratmak için büyük potansiyele sahip, ama bu ülkelerde temel geniş bant internet hizmetleri çok pahalı.”

Ayrıca Afrika ve Asya’daki birçok ülke geniş kırsal alanlardan oluşuyor. Bu ülkelerde telekom şebekesi son derece yetersiz. Hemen hiç baz istasyonu ve bakır kablo bulunmuyor. Şirketler bu güçlüğü aşmak için uzaydan veya havadan internet yayını yaparak aşmayı planlıyor. SpaceX uzaydan internet projesinde 3 şirketle rekabet ediyor:

1 OneWeb

Ne: OneWeb şirketi Dünya’ya yüksek hızlı internet yayını yapmak için 600’den fazla mini küp uydu fırlatacak.

Nerede: Uydular yerden 1200 km yukarıda dönecek. Bu da 36 bin km mesafede, yersabit yörüngede dönen internet uydularından çok daha yakın bir mesafe. Kısa mesafe sinyali güçlendiriyor.

Kim: OneWeb’in sahibi Greg Wyler’a Virgin Galactic’in kurucusu Richard Branson destek oluyor. Branson’un amacı uydu fırlatarak para kazanmak ve “Bu teknoloji servet açığını kapatmaya yardımcı olacak” diyor.

Ne kadar: Maliyeti 1,5 ila 2 milyar dolar olacak. Bu da bir Amerikan uçak gemisinden yüzde 50 ucuz.

Ne zaman: 2019’da başlayacak.

2. SpaceX

Ne: SpaceX şirketi şu anda Uluslararası1 Uzay İstasyonu’na (ISS) yük taşıyor ve uzaydan internet için yörüngeye 4000 adet küçük, düşük maliyetli, kullan-at küp uydu gönderecek.

Nerede: Uydular hızlı internet için 1200 km yüksekte dönecek.

Kim: SpaceX CEO’su ve PayPal’ın kurucu ortağı Elon Musk, “Uzun vadede büyük potansiyeli var” diyor. “Bu arada iletişim teknolojisi de mevcut uydulara göre büyük ölçüde gelişecek.”

Ne kadar: Ocak ayında Google ve Fidelity projeye 1 milyar dolar yatırdı.

Ne zaman: Testlerin bu yıl içinde başlayacak.

3. Google Loon Projesi

Ne: Loon, İngilizce balon kelimesinin kısaltması. Google yüksek irtifa balonlarına güneş enerjisiyle çalışan baz istasyonları yerleştirip bütün ülkelere gökten internet bağlantısı sağlamak istiyor.

Nerede: Google 18 ila 27 km irtifada balonlar uçurarak kırsal kesimlere internet bağlantısı sağlayacak. Her balon 1000 gün havada kalacak. Balon filosu sürekli yenilenecek.

Ne kadar: Proje yöneticisi Mike Cassidy’ye göre yüzlerce veya binlerce balon kullanılacak.

Fiyatı: Google’a göre her balon 15-20 bin dolara mal olacak (internet uydularından çok daha ucuz).

Ne zaman: Testler başladı.

4. Facebook Aquila

Ne: Facebook havadan internet yayını için Aquila adlı bir dron geliştirdi. Güneş enerjisi panelleriyle çalışan Aquila’nın yeterince güneş ışığı toplayarak elektrik üretmesi için 42 metrelik kanat açıklığı var. Bu da Boeing 737 yolcu uçağına eşit. Yerden 18-20 km yüksekte üç ay boyunca uçmak üzere tasarlanan Aquila 80 km genişliğindeki bir alana lazer ışınlarıyla yüksek hızlı internet yayını yapacak.

Ne zaman: Zuckerberg’e göre birkaç ay içinde: “Önümüzdeki aylarda bu sistemleri gerçek dünyada test edeceğiz ve sözümüzü tutmak için ince ayar yapacağız.”

Ne kadar: Bilinmiyor.

Ancak zorluklar var

Öncelikle devletler telekom şirketleri tekeliyle interneti kontrol altında tutuyor. Bu da internetin geniş kitlelere ulaşmasını zorlaştırıyor. Bu arada sektör tekelleri büyük paralar kazanıyor ve kendine rakip olabilecek şirketlerin gelişmesini geciktiriyor. Elon Musk SpaceX ile bu tekeli kırmak istiyor.

Teknik açıdan zor

1200 km gibi nispeten alçak yörüngede binlerce veya on binlerce mini uydunun dönmesi bu uyduların çarpışma ihtimalini artırıyor. Bu da uzaya güvenle roket fırlatmayı zorlaştırıyor. Ayrıca binlerce uydunun çarpışarak yörüngeyi bir enkaz yığınına dönüştürme riski yaratıyor. Bu da hem astronotların uzaya çıkmasını engelleyecek hem uzay istasyonunu tehlikeye atacak bir risk oluşturuyor.

Ayrıca 15 cm genişliğindeki mini küp uydular veya tersine, uçak kadar büyük dronlar ve balonlar üretmek oldukça pahalı bir iş. Bunlar birkaç ay veya birkaç yıllık ömrü olan kullan-at ürünler. Binlerce küp uyduyu çok sayıda ve hızla üretmek de ayrı bir sorun. Örneğin, OneWeb bunun için Fransız şirketi Airbus’la anlaştı ve bu anlaşmaya göre Airbus günde 4 adet olmak üzere toplam 900 mini uydu üretecek. Bunların büyük kısmının Amerika’da üretilmesi planlanıyor.

Secure World Vakfı’nın teknik danışmanı Brian Weeden, “Büyük ölçekli montaj hattı süreçlerini kullanmaları ve verimliliği artırmaları gerek. Kısacası otomotiv sektörünü uzaya taşımak zorundalar ki bu yepyeni bir şey” diyor. Peki uzaydan internet yayını yapmak sansürü mü yaygınlaştıracak, yoksa özgür internetin önünü mü açacak? Facebook “dron interneti” bazı ülkelerin yaptığı gibi sansürlerse özgürlükler darbe alacak; ama Elon Musk oyunu ikinci seçenekten yana kullanmak istiyor ve SpaceX’i internet uyduları fırlatma işine yönlendirerek bunun için elinden geleni yapmaya hazırlanıyor.

HYPERLOOP NASIL ÇALIŞIYOR?

unnamed (16)

unnamed (17)

Hyperloop tramvaylar saatte 6000 kişinin indibindi yapabileceği hiper garlara girecek.

EYALET BOYU GÜNEŞ TARLASI

unnamed (18)

Başlığın anlamını Elon Musk şöyle açıklıyor: “Utah eyaletinin küçük bir köşesini güneş panelleriyle kaplayarak bütün Amerika’ya enerji sağlayabiliriz.” Gerçekten de bugün dünyanın enerji ihtiyacını güneş enerjisiyle karşılamanın iki yolu var. Bunlardan biri SolarRoadways şirketinin önerdiği gibi şehirlerarası otoyolları asfalt yerine güneş panelleriyle kaplamak. İkincisi ise her ülke için şehir büyüklüğündeki bir araziyi güneş tarlasıyla (binlerce ve binlerce ayna ya da güneş paneliyle) kaplamak.

Elon Musk bunun için ikinci yolu seçti ve Amerikan Jeofizik Birliği’nin San Francisco’da düzenlenen toplantısında Utah veya Nevada eyaletinin küçük bir kısmına güneş panelleri döşeyerek Amerika’nın enerji ihtiyacını karşılamanın mümkün olduğunu belirtti. Musk 2 Aralık 2015’te Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada da aynı şeyi söylemişti: “Diyelim ki elimizde bir tek güneş enerjisi var, yani tek güç kaynağımız bu. Bu durumda İspanya’nın küçük bir kısmıyla bütün Avrupa’ya güç sağlamanız mümkün. Aslında uygarlığa güç verecek elektriği üretmek için çok küçük bir alana ihtiyacımız var. ABD söz konusu olduğunda Nevada veya Utah’ın küçük bir köşesini kullanmak yeterli.”

Mümkün mü?

Aslında mümkün. Tüm ülkeler eşit ölçüde güneş almasa ve Londra gibi şehirlerde hava genellikle bulutlu olsa da gündüzleri bir saatte Dünya’ya ulaşan güneş enerjisi miktarı insanlığın bir yılda kullandığı enerjiden daha fazla. Bununla birlikte, California gibi bir portakal diyarının olduğu Amerika’da kullanılan enerjinin sadece yüzde 0,39’u güneş enerjisinden karşılanıyor! Elon Musk’ın ima ettiği üzere asıl bu son derece garip durum.

Ne zaman?

Elon Musk’a göre güneş enerjisini elektriğe çevirme verimliliği yüzde 20’ye çıkarsa (ki birçok laboratuarda şimdiden yüzde 35 randımana ulaşıldı), 2031 yılında Dünya gezegeninin en büyük enerji kaynağı güneş ışığı olacak. Elon Musk bu ideal için şimdiden çalışmaya başladı ve başkanlık koltuğunda oturduğu SolarCity şirketi gün ışığını elektriğe çevirmekte yüzde 22,04 oranını yakaladı. Üstelik bu oran sadece sıradan konutların çatılarına döşenecek basit güneş panelleri için geçerli.

Oysa SolarCity endüstriyel ölçekte yüzde 44,7 verimliliğe sahip güneş panelleri de geliştiriyor. Bu da gelecekte fabrikaların bile güneş enerjisiyle çalışabileceği anlamına geliyor. Ancak sözü Elon Musk’la bitirirsek “Dünya’nın elektrik ihtiyacını karşılamak için 496 bin kilometrekarelik bir alanı güneş panelleriyle kaplamak yeterli” (Türkiye’nin yüzölçümü 814.578 km²).

Popular Science TürkiyeKOZAN DEMİRCAN · HAZİRAN 2016

Paylaş !
Son Yazılar
Bir cevap bırakın
Captcha Captcha güncellemek için resime tıkla